
Gyeongju Yangnam Ocean View Kafe The King — Dev Fırın Kafe İncelemesi
İçindekiler
14 öğe
Gyeongju Yangnam Okyanus Manzaralı Kafe The King — Jusangjeolli Yanında Dev Fırın Kafe
Gyeongju seyahati denince akla genelde Bulguksa Tapınağı (Bulguksa Temple), Cheomseongdae Gözlemevi (Cheomseongdae Observatory) gibi iç kesimlerdeki tarihi yerler gelir. Ama Gyeongju'nun bir denizi olduğunu biliyor muydunuz? Gyeongju'nun doğusundaki Yangnam-myeon sahilinde, Jusangjeolli (sütunlu bazalt yapılar) adında doğal bir anıt bulunuyor. Bu sahil kayalıklarının hemen yanında ise The King (The King Bakery & Cafe) adında devasa bir okyanus manzaralı kafe (ocean view cafe) var. Girişindeki devasa altın goril heykeli (giant golden gorilla sculpture) ile ünlü bu mekanda, cam duvarların ardında Doğu Denizi (East Sea) manzarası sizi karşılıyor. Ayrıca kafenin hemen arkasından başlayan Jusangjeolli Dalga Sesi Yolu (Jusangjeolli Wave Sound Trail) yürüyüş parkuru da cabası. Kendi ekmeklerini pişiren bir fırın kafe (bakery cafe) olan bu mekan, çocuk alanı (kids zone) ve açık hava kum oyun parkı ile aileler (family-friendly) için de harika bir tercih.
Ben Kore'de yaşıyorum ve 2025 Eylül sonunda eşimle birlikte buraya gittim. O gün Seokguram Mağarası (Seokguram Grotto) gezisini bitirip Doğu sahil şeridine geçerken uğradık. Seokguram'dan arabayla yaklaşık 40 dakika, 30 km mesafede. Eylül sonu olmasına rağmen güneş hala yaz sıcağı gibi yakıyordu. Öğleden sonra saat 1 gibi varıp bir saat kadar vakit geçirdik, sonra Pohang tarafına geçtik. Kendi çektiğim fotoğraflarla detaylara bakalım.

Otoparktan İtibaren Büyüleyen Altın King Kong
Arabayı otoparka park edip indiğinizde devasa bir altın King Kong heykeli sizi karşılıyor. İlk gördüğünüzde gerçekten şaşırıyorsunuz. Boyutu neredeyse bina kadar olduğu için çok uzaktan bile seçilebiliyor. Navigasyonu açmasanız bile "Ah, işte orası" diyebileceğiniz kadar belirgin. Otoparkı da oldukça geniş, bu yüzden hafta sonu bile gitseniz park yeri bulma konusunda büyük bir stres yaşamazsınız. Gyeongju Yangnam tarafındaki çoğu kafenin otoparkı dardır ama The King bu konuda kesinlikle çok rahat.

Boyutunun ne kadar devasa olduğunu anlamanız için; fotoğraftaki eşimin boyu heykelin sadece ön kol kısmına kadar geliyor. Yanında durduğunuzda gerçekten ezici bir ölçeği var. Yakından bakarsanız yüzeyinin dişliler, motor parçaları gibi metal parçalarla dolu olduğunu görürsünüz. Bu bir geri dönüşüm sanatı (upcycling art) eseri ve sadece öylesine yapılmış değil, oldukça emek verilmiş bir heykel. Buradan geçip de fotoğraf çekilmeyen birini görmedim.

Bir Kaleye Giriyormuşsunuz Hissi Veren Giriş
Girişi de heybetinden ödün vermiyor. Sadece King Kong büyük sanıyordum ama kafenin giriş kapısı kemerli (arched entrance) ve oldukça yüksek tasarlanmış. Tavanın açık olduğu bu yapıda yanlarda taş duvarlar uzanıyor; içeri adım attığınızda kendinizi bir kaleye (castle) giriyormuş gibi hissediyorsunuz. Kemerin üzerinde büyük bir tabela asılı ve içeri doğru ilerledikçe yol daralarak sizi doğal bir şekilde kafenin içine çekiyor. Sadece kapıyı açıp girdiğiniz bir yer değil, girişin kendisi başlı başına bir seyirlik.

The King Kafe İç Mekan — Her Bölümü Farklı Temalı Devasa Bir Alan
İçeri girdiğinizde önce mekanın büyüklüğüne şaşırıyorsunuz. İlk alan; mavi duvarlar, kalkan süslemeleri, sokak lambası tarzı aydınlatmalar (street lamp-style lights) ve hatta bir Iron Man figürü ile orta çağ esintili bir tema bölgesi. Masalar oldukça geniş aralıklarla yerleştirilmiş, sandalyeler kumaş olduğu için uzun süre otursanız bile rahatsız etmiyor. Ayrı bir çocuk alanı (kids zone) olduğunu duymuştum ama bu bölümün kendisi bile çocuklar için bir lunapark gibi görünüyor olmalı.

Avizelerin Sıralandığı Okyanus Manzaralı Salon
Asıl atmosfer değişikliği iç taraftaki salonda yaşanıyor. Tavanda asılı duran çok sayıda kristal avize (crystal chandelier) var ve bunlar şaka değil, gerçek bir otel lobisinde görebileceğiniz boyutta. Hemen yan taraf denize bakan boydan boya camlar (floor-to-ceiling glass windows) olduğu için avizelerin ışığıyla dışarıdaki gökyüzü ışığı birbirine karışıyor. Siyah metal sandalyeler kullanılmış, sırt kısımları geniş olduğu için beklenenden daha rahattı. Ancak metal oldukları için Eylül sonu olmasına rağmen oturunca biraz soğuk hissettiriyordu.

Bu salon o kadar uzun ki sonu görünmüyor. Bir taraf boydan boya deniz manzarası, diğer taraf ise tuğlalar ve Avrupa tarzı sahte pencerelerle (European-style faux windows) dekore edilmiş. Aralarda sarı kadife kanepeler ve sokak lambaları var; yürürken yer seçmek bile bir keyif haline geliyor. Hafta sonları çok kalabalık olduğu söyleniyor ama benim gittiğim hafta içi bir öğleden sonrası için oldukça sakindi.

Karşı taraftan bakınca da böyle bir görüntü var. Beyaz sandalyeler pencere kenarı boyunca uzanıyor ve büyük saksıların arasına masalar yerleştirilmiş. Avizelerin tavan boyunca tekrar ederek dizilmesi uzaktan bakınca gerçekten harika görünüyor. Bir önceki fotoğrafla aynı mekan ama açı farklı olunca hava da değişiyor. Nereye oturursanız oturun manzara göründüğü için yer kapma stresi yaşamazsınız.

Pencere Kenarına Oturduğunuzda Görünen Doğu Denizi
Pencere kenarındaki masaya oturduğunuzda göreceğiniz manzara bu. Doğu Denizi tam önünüzde. Camın ardında sahil şeridi, kayalıklar ve uzaklardaki rüzgar türbinleri (wind turbines) tek bir bakışta görünüyor. Eşim burada epey bir süre durup manzarayı izledi. Ben "Hadi oturalım artık" desem de o biraz daha bakmak istedi. Aşağıda çim bahçesi (grass garden) de görünüyor, sonradan öğrendim ki oraya inilebiliyormuş.

2. kat teras (terrace) kısmında da oturma yerleri mevcut. Dışarıdaki havayı soluyarak oturabileceğiniz bu alanda, cam korkulukların ötesinde çim bahçe ve deniz manzarası alabildiğine uzanıyor. Minderli kanepe tarzı koltuklar olduğu için buraya bir kez yerleşince kalkmak istemeyeceksiniz. Hava güzel olduğunda burası iç mekandan çok daha keyifli olacaktır. Eylül sonu olduğu için biraz rüzgar vardı ama bu da bir sahil kafesinin olmazsa olmazıdır.

Kafe İçinde Başka Bir Kafe Varmış Gibi Duran Avrupa Tarzı Duvarlar
Duvarlara baktığınızda Avrupa'nın herhangi bir sokağındaki bir kafenin dış cephesi (European street-style facade) canlandırılmış. "café MALT amour du café" yazılı tabelalar, kemerli pencereler ve yeşil vitraylar (stained glass). Gerçekten kafe içinde başka bir kafe varmış hissi yaratıyor.

Sadece goril yokmuş meğer. İç tarafta devasa iki metal heykel (metal sculptures) daha dikiliyor. Biri balta, diğeri kalkan tutuyor. Dişliler ve motor parçalarıyla birleştirilmiş bu eserler, dışarıdaki King Kong'u yapan aynı sanatçının elinden çıkmış gibi. Yanında kahvenizi yudumlarken gözünüz ister istemez onlara takılıyor.

Yakından bakınca detaylar daha da netleşiyor. Bir elinde balta, diğerinde kalkan. Cam kasalar içine alınmışlar ve tavana kadar ulaşan boylarıyla fotoğraflarda ölçeklerini tam yansıtmak zor. Gerçekten etkileyici bir duruşları var.

İç Mekanın Her Köşesinde Gizli Heykeller ve Fotoğraf Noktaları
İçeride de bir King Kong var. Bu altın renkli ve duvardan fırlıyormuş gibi bir pozda yerleştirilmiş. Gümüş renkli dişleri biraz korkutucu görünse de arkadaki siyah-beyaz bina çizimiyle uyumu harika. Burada fotoğraf çektiren çok kişi vardı.

Avrupa tarzı duvarların önünde turuncu ve sarı kadife kanepeler (velvet sofa) sıralanmış. Duvardaki sahte pencereler ve sokak lambaları sayesinde kendinizi dışarıda bir terastaymış gibi hissedebilirsiniz. Fotoğraf çekilmek için en güzel yerlerden biri kesinlikle burasıydı.

Biraz daha içeri girdiğinizde atmosfer yine değişiyor. Renkli bina cepheleri (colorful building facades) arasına metal heykeller serpiştirilmiş ve yukarıdan sarmaşıklar sarkıtılmış. Kafe değil de bir tema parkın sokaklarında yürüyormuşsunuz gibi hissettiriyor. Eşimle nereye oturacağımıza karar verene kadar epey vakit geçti.

Duvarda böyle detaylar da var: Saksıların asıldığı gerçek mini balkonlar (mini balcony) yapılmış. Perdeleri bile unutulmamış. Sadece büyük bir kafe beklerken her köşede yeni bir şeyler görmek şaşırtıcıydı.

Bu da zırhlı bir şövalye heykeli (armored knight sculpture). Kılıcını yere saplamış halde duruyor; yanındaki beyaz sandalyelerle kıyaslayınca boyunun iki insan kadar olduğunu görebilirsiniz. Arkadaki Avrupa tarzı bina setiyle birlikte bakınca gerçekten bir orta çağ köyünün (medieval village) ortasındaymışsınız gibi duruyor.

Mekanı bütünüyle görebileceğiniz bir açı. Avizeler, Avrupa tarzı duvarlar, metal heykeller ve renkli kanepeler tek bir karede. Geniş olması bir yana, her bölgenin farklı bir teması olduğu için hiç sıkıcı değil.

Ekmek Seçerken Deniz Manzarası İzlemek
Sipariş verdiğiniz yerden bile deniz görünüyor. Fırın reyonunun hemen arkasında büyük ve kavisli bir cam pencere var; pasta seçerken kafanızı kaldırdığınızda Doğu Denizi tam karşınızda. Ekmek seçerken manzara izlemek benim için yeni bir deneyimdi.

Camın ötesinde teras koltukları görünüyor; orada oturduğunuzda deniz burnunuzun dibinde demektir. Çam ağaçlarının (pine trees) arasından ufuk çizgisi uzanıyor ve içeriden bu manzarayı izlemek bile başlı başına çok huzur verici. Elinizde kahveyle öylece dalıp gitmek için harika bir yer.

Terastan dışarıya baktığınızda manzara aynen bu. Doğu Denizi sonsuzluğa uzanıyor ve hava güzelse geçen gemileri bile görebilirsiniz. Aşağıda çim bahçesi ve Jusangjeolli Dalga Sesi Yolu (Jusangjeolli Wave Sound Trail) yürüyüş parkuru devam ediyor. Yaklaşık 1.7 km'lik bu parkur, doğal anıt ilan edilen Jusangjeolli kayalıklarını en yakından görebileceğiniz yerdir. Kahvenin tadı ne olursa olsun, sadece bu manzara için bile gelmeye değer.

The King Fırın Reyonu — Hafta İçi Bile Bol Çeşit
Fırın ve tatlı kısmına da epey özen gösterilmiş. Reyonda taze mango pastaları (mango cake), çikolatalı pastalar (chocolate cake) ve tiramisular (tiramisu) düzenli bir şekilde dizilmişti. Dilim pastaların boyutları oldukça doyurucu görünüyordu ve görsellikleri de bir hayli iştah açıcıydı.

Üzerinde "THE KING BAKERY & CAFE" yazılı bir çikolata plakası bulunan kremalı poğaçalar (cream puff) gözüme çarptı. Kivili ve bol kremalı... Yanında da tiramisu vardı. Bir fırın kafe olduğu için tatlı çeşitliliği konusunda beklentiyi karşılıyorlar.

Sanırım buranın imza ürünü bu: Goril suratlı ekmek (gorilla bread). Siyah hamur üzerine beyaz bir surat yapılmış, çok sevimli duruyordu. Ayrıca kruvasan (croissant), tuzlu ekmek (salt bread) ve sarımsaklı baget (garlic baguette) gibi çeşitler de vardı. Hafta içi gitmeme rağmen reyonlar oldukça doluydu. Bazı büyük kafeler tenha zamanlarda sadece birkaç çeşit koyar ama burada öyle değildi.

Tuzlu ekmekler ve kremalılar yan yana dizilmişti ve taze görünüyorlardı. Kruvasanların katları da gayet belirgindi. Çeşit sayısı sonsuz değil ama temel ve sevilen lezzetlerin hepsi mevcut.

Rulo pastalar (roll cake) da vardı. Kivili ve yaban mersinli olanlar cam tabaklarda servis ediliyordu; kesitleri o kadar muntazamdı ki el yapımı oldukları belli oluyordu. Yanında incirli (fig) gibi meyveli seçenekler de mevcuttu. Tatlılar açısından yerel bir pastaneden geri kalır yanı yok.

En çok "croughnut" (kruvasan+donut karışımı) ve tuzlu ekmek vardı. Croughnut'ların dışı çıtır duruyordu ve boyutları da oldukça doyurucuydu. Ölü sezonda bile bu kadar doluysa, yoğun dönemlerde reyonları düşünemiyorum bile.

İmza İçecekler — The King Einspanner ve Tarçınlı Kremalı Latte
Ben The King Einspanner (7,000₺ / yaklaşık 5 USD) sipariş ettim. Buranın imza içeceklerinden biri; sert bir espressonun üzerinde yoğun bir krema tabakası var. "The King" yazılı cam bardaklarda servis ediliyor ve espresso katmanıyla kremanın kontrastı oldukça şık duruyor.

Eşim ise Tarçınlı Kremalı Latte (Cinnamon Cream Latte, 7,000₺ / yaklaşık 5 USD) seçti. Einspanner'dan daha açık bir rengi vardı ve krema katmanı daha yumuşaktı. Eşim tarçını sevdiği için çok beğendi, tarçın aroması oldukça dengeliydi.

Pencere kenarına koyup bir de böyle çektim; soldaki koyu olan Einspanner, sağdaki açık olan ise tarçınlı latte. Arkadaki deniz ve kayalık ada manzarasıyla birleşince ortaya çok güzel bir kare çıktı. Tadına gelirsek; dürüst olmak gerekirse ikisi de tatlı ve lezzetliydi ama "sırf bu kahve için tekrar gelirim" dedirtecek kadar da değildi. Yine de bu manzara karşısında içince tadı tuzu ikinci planda kalıyor. Sonradan eşime ne içtiğini sorduğumda sadece denizi hatırladığını söyledi. Doğrusu bende de durum aynıydı; buraya kahve tadından ziyade manzara ve atmosfer için gelinir.

The King Kafe Fiyatları ve Ziyaret Bilgileri
Menü, sipariş tezgahının üzerindeki monitörlerde yer alıyor. İngilizce desteği olduğu için kabaca ne olduğunu anlayabilirsiniz. Fiyatlar çok ucuz sayılmaz: Americano 6,000₺ (~4.50 USD), latte çeşitleri 7,000₺ civarı (~5 USD), smoothieler ise 8,000₺ (~6 USD). Gyeongju şehir merkezindeki kafelere göre biraz daha pahalı ama okyanus manzarası primini (ocean view premium) hesaba katınca kabul edilebilir bir fark. Fiyatların Eylül 2025 ziyaretine göre olduğunu ve değişebileceğini unutmayın.
※ Fiyatlar Eylül 2025 tarihindeki ziyarete göredir ve değişebilir.
Telefon: +82-54-771-2233
Çalışma Saatleri: Hafta içi 10:00~20:00 / Hafta sonu ve tatiller 09:00~21:00 (Son sipariş kapanıştan 30-40 dk önce)
Tatil: Yıl boyu açık
Otopark: Ücretsiz dev otopark mevcut
Notlar: Çocuk alanı mevcut · 7 yaş altı ücretsiz giriş · Açık hava kum oyun alanı · Asansör mevcut · Wi-Fi mevcut
The King Kafe'ye Nasıl Gidilir ve Çevrede Neler Var?
Gyeongju şehir merkezinden buraya arabayla gelmek yaklaşık 30-40 dakika sürüyor (20 km mesafe). Seokguram veya Bulguksa Tapınağı (Bulguksa Temple) tarafından gelirseniz de yaklaşık 40 dakikanızı alır. Toplu taşıma (public transport) ile gitmek de mümkün ancak otobüsler çok sık geçmediği için saatleri uydurmak zor olabilir. Araç kiralama (rental car) veya taksi (taxi) kullanmanızı öneririm.
The King'in hemen yanında Jusangjeolli Dalga Sesi Yolu yürüyüş parkuru başlıyor. Çevrede Eupcheon Limanı (Eupcheon Port) ve Haseo Limanı (Haseo Port) gibi küçük balıkçı kasabaları da var; bu yüzden sadece kafeye uğramak yerine, sahil yürüyüşünü de ekleyerek yarım günlük bir program yapmanızı tavsiye ederim. Benim o gün vaktim kısıtlı olduğu için yürüyüş yoluna giremedim ama bir dahaki sefere mutlaka deneyeceğim.
Gitmeye Değer mi? — Samimi Bir Değerlendirme
Açıkçası ulaşımı biraz zahmetli. Gyeongju merkezine epey uzak, toplu taşıma kısıtlı ve Yangnam sahili zaten genel turizm rotasının biraz dışında kalıyor. Ama deniz kenarı yerler zaten böyledir; şehir merkezine yakın olsaydı deniz kenarı olmazdı. Bu zahmete katlanıp gittiğinizde göreceğiniz manzara ve mekanın ferahlığı kesinlikle buna değecektir.
Özellikle Gyeongju seyahati sadece tarihi yerleri gezmekten ibaret olduğunda yorucu olabiliyor; arada deniz görerek dinlenmek için burası biçilmiş kaftan. Çocukla gidilir mi derseniz; çocuk alanı ve kum parkı olduğu için aileler için hiçbir sorun yok. Gün batımı (sunset) saatlerinde gökyüzünün çok güzel olduğu söyleniyor, ben öğlen 1 gibi oradaydım o yüzden kendim göremedim.
Yazın giderseniz terasta deniz esintisiyle serinleyebilir, kışın ise camların ardındaki sıcak salonda dalgaları izleyebilirsiniz. Gyeongju'da okyanus manzaralı bir kafe (Gyeongju ocean view cafe) arıyorsanız, Yangnam Jusangjeolli çevresinde bu ölçekte ve bu manzarada başka bir yer bulamazsınız, aklınızda olsun.
Bu yazı aslen https://hi-jsb.blog adresinde yayınlanmıştır.